Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Kendilerini İslami kimlikle ifade eden birçok kimseler, islamın toplumsal hayatı düzenlemeye dayalı görüşlerinden vazgeçmiş durumdalar. Aynı zamanda bu vazgeçiş çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Onbeş yirmi yıl önceleri ortaya koydukları görüşleri hatırlamaz hale gelmişler. Bu durum normal değildir. Bu kesimin içerisinde bulunduğu değişimin bir tür izah edilmesi gerekir.
Ne oldu da değişik cemaat, tarikat ve yapılarda birçok kimseler sözbirliği yaparak islamın siyasal görüşlerinden vazgeçerek laikliği içselleştirme aşamasına geldiler ya da getirildiler? İster kendi tercihleri olsun isterse farkında olmadıkları bir tercihin savunucuları olsunlar bu durum izah edilmeye değerdir. Artık bu çevreler açısından islamın siyasal hayatı düzenleme anlayışı söz konusu değildir. İslamın siyasal anlayışını ifade eden kitap okumalarının ve yazılar yazmalarının yerini laik sistemi savunma çabaları almıştır.
Bu tür yaklaşımlar acaba yalnızca ülkemizde mi olmaktadır. Büyük bir oranda dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan müslümalar da gözlemlenmektedir. Bundan dolayı Müslüman halklara rahat bir şekilde laiklik önerilebilmektedir. Egemen dünya düzeni Müslümanlardan bunu istiyordu. Böylece bu kesimler İslami kimlikleriyle egemen dünyayla barışık olduklarını ortaya koymaktadırlar.
Egemen dünya sistemi açısından laiklik en temel bir anlayıştır. Yani dinin siyasal ve sosyal hayatı düzenlemenin dışında tutulmasıdır. Din insanların ferdi hayatlarında istediği kadar düzenleyici olabilir. Bu bağlamda değişik dini farklılıklar bir zenginliği ifade edebilir. Egemen dünyaya boyun eğenler, eğme gereğini sonradan kavrayanlar, dünya düzeniyle barışık olmanın avantajlarıyla gönül rahatlığına kavuştular.
İslamcı cemaat, tarikat ve yapılar ne odluda, İslami taleplerden uzaklaştılar? Bu İslamcı kesimlerin islamın siyasal alanı düzenleyen sistemine razı olmayışlarının nedenlerinin izah edilmesi önemlidir diye düşünüyorum. İslamcı olarak kendilerini ifade eden birçok yapının islamın siyasal görüşlerinden uzaklaşmalarının nedenlerinden bazılarını ifade etmeye çalışalım.
1-Bu İslamcı kesimin bir zamanlar islama dayanak ileri sürdükleri görüşlerin kendilerini tatmin etmeye yetmemiştir. Yönetim biçimi olarak demokrasiden daha uygun bir sistem öneremeyişleri birçok iddiadan vazgeçmelerine sebep olmuştur. Ne dört halifenin iktidara gelişi birbirine benzemekte nede bunlardan tutarlı bir sistem çıkarma imkânı vardır. El çabukluğu yapma, birinin diğerini tayini gibi anlayışların savunulması zor olmaktadır.
Dört halifeden sonrası da saltanat sistemleri olmuştur. Saltanat sistemlerini savunma durumunda olamayan bu İslamcı kesim açısından ciddi anlamda bir köksüzlük açığa çıkmıştır. Bu köksüzlüğün farkına varan zamanımızın birçok İslamcıları açısından islamın siyasal görüş ve taleplerinden vazgeçme ihtiyacı hâsıl olmuştur. “Hilafet” anlayışının zamanımız insanının kabullerine uygun olmayışı ve başka çıkış yolu bulamayan bu kesimler egemen dünya değerleri olan demokrasi ve laiklik karşısında teslim bayrağı çekmişlerdir.
2- Bu kesimler açısından zaten islam çoktandır siyasal hayatı düzenlemekten elini eteğini çekmiştir. İslam fertlerin hayatlarıyla ilgili düzenlemelerle meşgul olmaktadır. Ferdi alanda islama dayalı yaşamın her çeşidini yaşamaya karşı özgürlük alanları oluşturan egemen dünyayla barışık olmanın rahatlığı da bu kesimleri hallerinden memnun olmaya sevk etmiştir. Ülkemizde ferdi alanlardaki nispeten özgürlüklerin tanınması İslamcıların dine dayalı siyasal taleplerini bir kenara bırakmaya yetmiştir. Artık bu İslamcı kesim başka ülkelerdeki değişimler için mücadele eden kahramanlar olmuştur. Suriye’de ki sistemde egemen dünyayla uyumlu hale gelsin diye uğraşmaktadırlar. “Suriye de İslami yönetim olmadığına göre hiçbir Müslüman orayı savunmasın” diyenler neden Suriye’ye kadar gittikleri manidar değil mi?
3-Türkiye de ki söz konusu İslamcı kesimin katı bir mezhepçi yapıda olması da siyasal İslami taleplerinin dolaylı olarak engellemektedirler. Türkiye’deki bu İslamcı kesim katı bir mezhepçi yapıda olduğunu bilmemektedir. Be mezhepçi yaklaşımları islam inkılâbını anlamalarının engelini oluşturmaktadır. Bazılarıda islam inkılâbına hasetlerinden laikliği savunma ihtiyacı duymuşlardır. Hasetleriyle islamın dışına çıkabilmişlerdir. Zalim saltanat sahiplerini kabul etmede zorlanmayanlar, İmam Humeyni (r.a ) ya da İmam Hameney’i kabul etmede zorlandılar. Hased hastalığı insanları bu hallere sokmaktadır.
İslam inkılâbı bu zamanda islamın nasılda siyasal bir sistem oluşturabildiğini ortaya koymaktadır. Eğer ülkemizdeki bu İslamcı kesim, katı mezhepçi yapıda olmasaydılar islam inkılâbının ortaya koyduğu çıkış yoluna tutunabileceklerdi. Velayeti Fakih sisteminin ne demek olduğunu anlasaydılar bir çıkış yolunun olduğunu anlarlar ve egemen batı sistemine teslim bayrağını çekmezlerdi. Teori şeklinde bile olsa Velayeti Fakih sisteminin alternatifini ileri süremeyenler ancak Velayeti Fakihi gerekçesiz bir şekilde reddetmektedirler. Allah’a hamt olsun ki islamı hayatın her alanında ortaya koyan, ona dayanan, onu savunan ve egemen dünya sistemine meydan okuyan İslam İnkılâbı ve islamı her alanda talep eden müminler vardır.
Hüseyin TAŞ